murat 的个人资料...........................照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
................................ZindaN.....................................Yenilgiyi yakıştıramadım kendime, tıpkı gidişleri yakıştıramadığım gibi.. Ama bana çok yakıştığını düşünmüş ki hayat, iğneledi üstüme hayal kırıklığını. http://yakamoz-bluenight.blogspot.com/ |
||||||||||||||||||||||||||||
|
Unutabilecek misin?
İnsanların arasına karışıp,teselli bulmak isteyeceksin.Gözüne ilişen herkes düşman gibi gelecektir sana.Aşk'a dair manzaralarla karşılaştığında aşka,O'na ve bu kente lanetler yağdıracaksın.El ele tutuşan sevgililer gözünde bir damla gözyaşına dönüşecektir.Birden O'nun ellerinin sıcaklığını avucunda hissedeceksin.Kendini ıssız bir adanın bilinmeyen limanına terkedilmiş bir harabeye dönüşmüş gemiye benzeteceksin.Vücudunda cehennem ateşinin dayanılmaz korluğunu hissedecek,serinlemek için sığ,azgın sulara bırakacaksın kendini.Suyun damlalarında O'nun yüzünü görecek,O'ndan kurtulabilme azmini kendinde bulamayacak,aşkının derinliğinde boğulacaksın.... Kendini dört duvar arasına hapsedeceksin.Birazcık teselli bulmak için müziğe başvuracaksın.O'nu sana hatırlatacak,ayrılıktan dem vuran şarkıların her bir dizesinde daha da kahrolacaksın.Ne yapacağını bilemeyeceksin,hıçkırıklara boğulacaksın Hayali gözlerinin önünde gitmeyecek,karşılaştığın herkeste O'nu göreceksin.Yanlış insanlarda O'nu arayacak,O insanlarda O'nu yaşamak isteyeceksin ama kimsede bulamayacaksın.Hayal kırıklığına uğrayacaksın.Kendin gibi olamıyacak,kendin gibi davranamayacaksın hiç bir zaman.Teselliyi aradığın kişiye hep rol yapacaksın.Sonra kendinle başbaşa kaldığında ,gerçeğin farkına varacak,O'nu bir kez daha anacak,kahrolacaksın.Gecenin hüzün kokan kollarına bırakacaksın kendini.Yastığına işlenmiş kokusunu hissedecek,gecenin tenhalığında kaybolacaksın... Her şey,her yer bir anıya dönüşecektir senin için.''Bu bizim şarkımızdı'' ,'' Hep burda otururduk'' ,''O filmi beraber izlemiştik'' gibi yüreğini burkacak cümleler dökülecektir dilinde.Eski bir anıya dönüşecektir tüm hayatın.Anımsarken o anıları,dudaklarında acı bir tebessüm belirecek,yüreğine bir diken gibi saplanacaktır.Kanayacak da kanayacak yüreğin.Anılar sonun olacak,yüreğinden tükeneceksin... Tüm yaşananların bir tiyatro sahnesinden ibaret,O'nsuz da hayatın yaşanabilir olduğunu anlayacaksın.Yüreğindeki kor sönecek,yüzünde bıraktığı islerin izlerini silmek için kendinle savaş vereceksin.Harcanan zamanına,verdiğin emeğine hayıflanacak, tüm suç '' kahrolası bu kentindir'' diye avunmaya çalışacak,yüreğini avucuna alıp,kaçacaksın............ Birlikte mahvolmak isteyeceğiniz biri...
Birlikte mahvolmak isteyeceğiniz biri...
Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.
Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar... İntihar gibi bir ilişki. "Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.
Bir meyve ağacı için fazla büyük bir ağaç o, her yıl biraz daha kalınlaşıp büyüyen dallarıyla bir çınarla yarışacak gibi gözüküyor.
Bütün iriliğine rağmen dünyanın en tatsız yemişlerini veriyor.
Olgunluktan yere dökülen armutları bile sert ve tatsız.
Kimse yemiyor.
Bahçede top oynayan küçük çocuklardan biri bile yorulup terlediğinde onun meyvelerinden yemeye yanaşmıyor.
İriyarı, tabanlarını yere vura vura yürüyen, kalın enseli, sıkıcı ihtiyarlara benziyor.
Ama kasım ayı geldiğinde...
Meyvesiz dallarındaki yapraklar sararıp kızıllaşmaya başlıyor...
En canlı, en diri, en yeşil olduğu zamanlardaki tatsızlığından intikam alır gibi inanılmaz bir görkemle, bütün ağaçlardan daha güzel, daha koyu ve daha etkileyici bir ölümle ölüyor.
Öyle ölüyor ki sanki doğuyor.
Yakut kızılı, safran sarısı, tül kahverengisi, arada ölümün güzelliğini daha da göstermek ister gibi canlı kalan üzüm yeşili yapraklar kümeler halinde iç içe geçiyorlar, rüzgár estiğinde dalgalanan renkleri müziği andırıyor, her bakan sanki kendi içinde boğuk bir sesin söylediği kederli bir şarkı duyuyor.
İnsanı çağıran bir şeyler var ölümünde.
O koca gövde inceliyor, zarif bir oynaklıkla aşüfteleşiyor.
Yapraklarına karışma isteği uyandırıyor.
Ölümündeki bu istek uyandıran çağrı, önünden geçen herkesi kendine baktıran güzellik bana çocukluğumda seyrettiğim o eski filmlerdeki Şanghay batakhanelerinin afyonkeş fahişelerini hatırlatıyor; uzun ve karmaşık bir macerası olan, beyazlaşıp şeffaflaşmış yüzüyle bir yok oluşa giderken sihrine kapılmış erkekleri de beraberinde götürecek olan Rita Hayworth'ları.
Böylesine ölümcül bir güzellik, birlikte mahvolma arzusu uyandıran bir cazibe yaratıyor.
Birlikte mahvolmak...
Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.
Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar...
İntihar gibi bir ilişki.
"Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.
Bir örümcek türü var.
Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.
Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.
Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.
Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.
İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.
Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.
Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor.
Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor.
Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.
Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.
Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz.
Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.
Alıyorsunuz da...
Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.
Ama birlikte mahvolmayı seçeceği insanı bulanlar, başkalarının söylediklerine, yargılarına, alaylarına aldırmıyorlar bile.
Büyük bir ihtimalle kendilerini küçümseyenleri küçümsüyorlar.
Biliyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar.
Kendilerinin yaşamadığını, asla yaşanmayacak, yaşanmaması gereken gerçekdışı hayaller sanırlar.
Ve, o insanlar kendilerine hiç sormazlar:
- Ben, birlikte olmak karşılığında yok olmayı kabul edeceğim birine rastladım mı?
Kendilerine hiç sormazlar:
- Ben kiminle olmak için yavaş yavaş ölmeyi ve bu ölümden haz almayı kabul ederim?
Siz hiç böyle birine rastladınız mı?
Size, ölüme hiç aldırmadan, ölüm gibi bakan birini gördünüz mü?
Ve siz, ölümü önemsizleştiren bir haz yaşadınız mı?
Ölürken güzelleşen ağaçlar, sevişirken ölen örümcekler, bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta.
Hangisine imrenmeliyiz?
Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?
Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz?
Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?
Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz?
Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?
Şanghay batakhanelerinde, elinde uzun sigara çubuğu, afyonla buğulanmış gözleri ve kızıl saçlarıyla, dumanların arasından size doğru yürüyen bir Rita Hayworth düşünün...
Ya da, deli gözleriyle, size hiç tatmadığınız en çılgın, en sapkın, en olağanüstü zevkleri vaat ederek yaklaşan çılgın bir aristokratı, bir markiyi...
Geri çekilir miydiniz?
Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız?
Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?
Beraber mahvolacağınız birini bulmak...
Bu bir şans mı, şanssızlık mı?
Belki öyle birini aramayız, korkarız öyle bir arayışa girmekten ama ya karşımıza çıkarsa o, sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek...
Bir vakitler, bütün dünyayı sarsan bir Japon filmi seyretmiştim Paris'te, sinemanın kapısında kuyruklar uzamıştı.
Sevişmekten en büyük hazzı alabilmek için uğraşan bir çifti anlatıyordu.
Sevişirken birbirlerine ölüm korkusunu da tattırıyorlardı, büyük bir bitişin kenarında en büyük hazzın saklı olduğuna inanmışlardı.
Seyredenler de, seyrederken inandılar.
Onun için akın akın gidip izlediler filmi.
Bilmedikleri bir duyguyu anlamaya, öğrenmeye koştular.
Gördüklerine şaşırdılar ama garip bir içgüdüyle bunun mümkün olabileceğini düşündüler.
Tabiat tuhaf sırlarla dolu.
Bazen kendi kendisiyle, yarattığı en büyük korkularla da alay edebiliyor.
Bir örümcek, sevişirken seviştiği dişinin kendisini yemesine razı oluyor.
O nasıl korkunç bir haz olmalı ki karşılığında hayatını veriyor.
Karşılığında hayatını verebileceğin kadar büyük bir haz...
Büyük bir istek...
Büyük bir tutku...
Böyle tutkuların peşinden giden insanlar gördüm, siz de görmüşsünüzdür.
Başkalarının acıdığı ama başkalarının düşüncelerine aldırmayacak kadar yaşadıklarıyla büyülenmiş insanlar.
Birlikte mahvolacağınız birine rastlamak ister miydiniz?
Böyle bir hazzı yaşamak...
Karşılığında kendinizi, varlığınızı, her şeyinizi yok etmek...
"Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim," diyen biri...
Bunu söyleyecek insanın karşısındakini etkileyecek bir cazibesi olabileceğine inanmak çok zor değil.
İster miydiniz böyle birinin karşınıza çıkmasını?
Bizim bahçedeki, ölümünü insanların hayranlıkla seyrettiği armut ağacı, ölüme yaklaştığı, yapraklarının ölümden bir gökkuşağı gibi renklenip parladığı günleri mi arzuyla bekliyor acaba yoksa tatsız meyveleriyle sıradan bir ağaç gibi yaşamayı mı arzu ediyor?
Nasıl bir ağaç olmak isterdiniz acaba?
Yakut kırmızısı yapraklarınızın akşam vakti safran sarısı parıltılarla tutuştuğunu görmek ister miydiniz?
Ancak yok oluşa yaklaştığında gerçekleşiyor bu.
Birlikte mahvolmaya razı olacağınız birine rastlamak ister miydiniz, hazla tutuşmak ve her korkuyu unutmak...
Bir tutkuyla mahvolmaya yürüdüğünüzde oluyor ancak bu...
Ama siz bunu ister miydiniz? Ben Bir TÜRKÜM !...Ben Bir TÜRKÜM !... Her Karış Toprağına BinCanfeda TÜRKİYEM yaptığım
Yaptığım, ** Kırılan aynalar mı yoksa uğursuz olan kalbim miydi ? Sessiz çığlıklar kırık dökük parçalar, Beni anlatıyor mu sana..... Çölde bir kum tanesi olmak var, Denizden bir dalga, Yağmurun bir damlası olmak var, Ama istediğim seninle olmak. Korktuğum yitirmek değil ki vazgeçememekti, Belki de istediğim tek bir renkti ama siyah değildi... Şimdi uzaklarda kaldı beklediklerim, Çok mu fazlaydı senden istediklerim..... aşk şarap tadındadır
Aşkın rengi, tadı , simgesi gibi detaylar aşka gönül veren romantiklerin üzerinde sık ısk düşündükleri konulardır. Genel kanı aşkın renginin kırmızı, simgesini kalp üzerindedir. Her yeni başlayan gönül yangınında yeniden sorulur aşk. Yangınların müsebbibi odur çünkü. Ancak tadı hep tartışılır aşkın. Kimilerine göre tatlıdır aşk, belki de beyninde aynı hormonları harekete geçirdiği için çikolota tadındadır aşk onlar için. Kimilerine göre ise, acıdır aşk ve acıtır derinden. Kapanmaz yaralar açar. Ama aşka en çok yakışan tat şarap tadıdır. Aşk yalan,sevgi gerçektirAşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır,Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın; Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın Sevgi gizli,aşk aşikardır. Yüz vermeyince unutursun Sen aşığım diye daha kendini kandır. Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır. Dahası da var: Aşkın gözü kördür, Fazla naz aşık usandırır; Aşk oyun,aşık oyuncaktır. Sevgi ise yaşamdır,hakikattir. Aşk aceledir, Sevgi usul usul sabırlıdır. Acele işe hem şeytan karışır. Aşk ateşlidir Çünkü hastalıklıdır. Sevgi ılıktır Çünkü sağlıklıdır. abla iyi döktürmüş :PErkeklerin bilmedikleri ve öğrenmeleri gereken ilişkilerle ilgili bazı noktalar var. İşte bunlardan bazıları…Sizin ilişkilerinizde tutku en fazla bir sene sürüyor. Partnerinizi düş kırıklığına uğratmak yerine istediği herşeyi yapıyorsunuz ve sonuçta sıkılıp bırakmak istiyorsunuz. Belki de bağlılık ve sorumluluktan kaçıyorsunuz. Ya da henüz doğru insanla karşılaşamadınız. Hayatınızın geri kalan kısmında ateşi hala canlı tutmak mümkün mü? Mükemmeliyetçilik. Pasiflik. Düş kırıklığı. Karmaşıklık. Can sıkıntısı. Suçluluk duygusu. Erkeklerin bu kadar kısır kalplerinin olabilmesi gerçekten çok üzücü. Kendilerini kırılmaktan korumak için kullandıkları kalpler… Erkeklerin bilmedikleri ve öğrenmeleri gereken ilişkilerle ilgili bazı noktalar var. İşte bunlardan bazıları… 1. Aşk, şehvet değildir. Şehvet, insanların üremeleri için gerekli biyolojik mutluluk içeren bilgisizlik ve vücut tarafından salgılanan kimyasalların oluşturduğu bir karışımla meydana gelir. Bu şehvetli şeylerin tümü romantizmi doyurur ama aşkın daha fazlasına ihtiyacı vardır. 2. Bir insana aşık olabilmek onlara kemik kanseri olduklarında veya defalarca duyduğunuz bir şakayı size söylediklerinde gülebilecek kadar çok sevmelisiniz. Kimyasal olarak bir insana sınırlı zaman içerisinde bağlı kalabilirsiniz. Bundan sonrası ise biraz çaba gerektirir. Çılgın, takıntılı, coşkun tutku yemeğin hepsi değil sadece tadını veren kırmızı biberidir. Acıyı hissettikten sonra neler olacağını görmek için bir süre beklemeniz gerekir. 3. Mükemmeliyetçilik ve aşk birlikte yürümüyor. Hepimiz partnerimizi hayal kırıklığına uğratmanın korkusunu yaşıyoruz. Tüm mükemmel olma çabalarınız günün birinde patlak veriyor ve siz bir anda yok oluyorsunuz. O yüzden ilişkilerde insanın kendisi gibi davranması gerekiyor. İşin ucunda kabul edilmemek olsa bile. Kibarca hayır demeyi ve gerçekten hissederek evet demeyi öğrenmelisiniz. 4. Evliliği tatsız bir iş olarak görmemek lazım. Eğer aşk ilişkiniz başladıktan kısa bir süre sonra romantizminizde sabit bir düşüş varsa neden bu kadar hevessiz olduğunuzu bulmak için çok fazla düşünmeye gerek yok. Hiç kimse konserve bir hayat yaşamak istemez. Kabul etmek lazım ki evlilikler içerisinde insanlar olduğu sürece hep böyle sıkıcı olacaktır. O yüzden kendinizi entelektüel ve ruhani olarak canlı tutmaya çalışın. Size ilham veren ve destek olan bir partner seçin. Küçük düşünmeyin ve az hissetmeyin. İçinizden gelen sesi dinleyin. Gerçekten istediklerinizi ve gerçekten sevdiğiniz birisini bulun. Şu sözleri tekrarlayın : “Aşk çaldığım bir hediye gibidir. Şu zamandan sonra ne aldıysam bedelini ödemeye istekliyim. Ve artık ne istediğimi biliyorum” deyin. Eğer besleyemeyecekseniz kendinize bir ev hayvanı almayın. Eğer kendiniz olamayacaksanız ve kendinizden birşeyler veremeyecekseniz bir ilişkiye başlamayın. Aşk mı? Ya Sonrası?Aşk hayatınız çok olumlu ilerliyor. Peki ya sonrası ..? İşte size ilişkinizin negatif yönde olduğunu gösteren sebepler: * Ona karşı bağımlılık hissediyorsanız; Sizi kırdığı, ihmal ettiği ve eskisi kadar sevgi sözcüklerine boğmadığı halde siz hala onsuz yaşayamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? * İlişkide verici taraf hep siz oluyorsanız; Partneriniz size saygı duymuyor, onun için yaptıklarınızı takdir etmiyor ve duygularını ifade etmekten kaçıyor ve siz buna rağmen hala ilişkide verici tarafa mı oynuyorsunuz? Bunlardan sadece birini hissediyorsanız her ilişkide zaman zaman yaşanan ve birbirinize karşı duyduğunuz sevgi ve güvenle üstesinden gelebileceğiniz bir döneme girmişsiniz demektir. Ama yukarıdakilerden 2 tanesi de tamamen ilişkinizi ve hissettiklerinizi tercüme ediyorsa, arkadaşlarınızla sorunlarınızı paylaşıp, kendinizi onsuz bir hayata hazırlama vakti gelmiş demektir. Unutmayın, her geminin mutlak bir yolcusu ve her yolcunun mutlak gezeceği başka kıyılar vardır. Önemli olan dalgaların sizi fazla hırpalamasına izin vermeden, zamanında terk etmektir dumanı tüten gemiyi. hayat dersleriHerkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar. Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın. Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır. * İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma. öfkeBir zamanlar çok çabuk öfkelenen ve bu yüzden hiç arkadaş edinemeyen küçük bir oğlan varmış. Babası ona bir kese dolusu çivi vermiş ve her öfkelendiğinde, bahçe kapısına bir çivi çakması gerektiğini söylemiş. Oğlan daha ilk gün kapıya 37 çivi çakmış. İlerleyen haftalarda öfkesini kontrol etmeyi öğrendikçe, kapıya çaktığı çivilerin sayısı da, her geçen gün azalmış. Gün gelmiş, öfkesini kontrol etmenin, kapıya çivi çakmaktan daha kolay olduğunun keşfetmiş. Ve bir gün çocuk, öfkesine hiç kapılmamayı öğrenmiş. Koşup babasına durumu anlatmış ve babası da ona, öfkesine her hakim olusunda, kapıdan bir çivi çıkartmasını söylemiş. Günler geçmiş oğlan babasına, kapıdaki tüm çivileri söküldüğünü anlatmış. Babası da onu elinden tutup, bahçe kapısının yanına getirip, söyle demiş; “Aferin oğlum, çok şey başardın ama bir bak, kapının üstü delik deşik oldu. Bu kapı asla eskisi gibi olmayacak. Öfkeyle söylediğin sözler, tıpkı bu delikler gibi iz bırakır. Bir insana bıçak saplayıp, sonra çekip alabilirsin ama üst üste ne kadar özür dilersen dile, o yara hala oradadır.. |
yasemin发表:
![]() ~*| recadosdaweb.com/english |*~ ~*| recadosdaweb.com/english |*~
4 月 22 日
Maviş发表:
patates kızartması ister misin kankim şöyle mc donald'sınkiler gibi olcak ama söz sana:) yanında ne yesek ki.. mangal yaksan da sen iki kanat çevirsek ya da karizmamız olsun mantar yapalım mangalda yada ne farkeder... Sucuk da çevirsek mantar da çevirsek yani... sonuçta biz yiyeceğiz.:) Sigaraları unutma gelirken heh... bende para yok biliyon sen al bi kaç kutu:) ha bu arada bana asitsiz bişiyler almayı sakın unutma biliyon içemiyom ben... meşrubat falan alıver işte.. sen de kendine en asitli ne bulursn alırsın artık bilirim.. Asidi fazla kaçırmak yok ama; yoksa bırakırım sen çayırda çimende ona göre:) kalırsın kankisiz:) pazara dalma hiç... c vitamini ihtiyacımızı ağaçlara dalarak karşılayabilirz. ulen kanki bi de şüle laptopumuz olsaydı ne olurdu ki dimi açık hava da sanal aleme akardık:) ARALARINA MESAFE GİRMİŞ ÖLÜMÜNE KANKALARA MESAJLAR ATARDIK... MESAFELER GÖNÜL BAĞINI KOPARAMAZ die di mi kankim. Ama yok laptopumuz kaldık yine bizbize. belki sevgilililerimizi de götürürz yanımızda dicem ama senin araba fazla yakıyo be kankim... şimdi git senin kızı al sonra gel benim herifi al derken yazık günah SOKAKTAN TOPLANMIYO PARA... ÖYLE ELE GÜNE YEDİRMEMEK LAZIM dimi kankim gidek işte iki kanki. Açarız arabanın tesisatını gümbür gümbür ... takarız bi balıkesir çiftetellisi... var mı keyfimizin üzerine keyif... bu arada ZEKİ MÜREN cd'n aklımda unutmam söz veriyorum alcam yanıma. Başka da bişiy istiyosan süle... Sarma, tatlı, börek falan ... bilmesemde senin için öğrenir yaparım be kankim:) unuttuğum bişiy yok herhalde bütün nevaleyi topladık...:)
hadi gidiyos kankilerin kankisi... Nereye mi... CANIMIZ NEREYE İSTERSE ORAYA BE KANKİM. Beni almanı bekliyorum ona göre, bekletme beni. uyuyup kalma yolarım heh:P hadi öptum seni kocaman...
********************************************
ne güzel yazmışsın be kankim deme ... Yazmadım harbiden hayalini kurarak döküldü parmaklarımdan klavyeye... Bunlar da olcak inşallah kardeşim. SENİ ÇOK SEVİYORUM. AYRILMAMAK KOPMAMAK HEP KARDEŞ KALMAK DİLEĞİYLE...
Kankin:)
7 月 26 日
|
||||||||||||||||||||||||||
|
|